Av. Berna Babaoğlu Ulutaş ile Söyleşi; “Daha yeşil daha adil bir dünyada yaşamak niyetindeyim!”

17 Eylül 2020 Blog disabled comments
[post_share]
Söyleşi: İsmail Akyıldız / 16 Eylül 2020 / Yeşil Direniş – Ekoloji ve Yaşam Gazetesi

Yeşil Direniş Ekoloji ve Yaşam Gazetesi “Türkiye’de Koronavirüs Öncesi ve Sonrası Ekoloji Hareketleri” başlığını taşıyan söyleşileri İzmir Barosu Kent ve Çevre Hukuku Komisyonu üyesi, EGEÇEP Eş Sözcüsü Av. Berna Babaoğlu Ulutaş ile devam ediyor.

Berna Hanım’ın ismini ilk kez 2009 yılında Yuvarlakçaylıların HES’lere karşı verdiği mücadele bağlamında duydum. Türkiye genelinde HES direnişinde elde edilen az sayıda başarılardan biri Yuvarlakçaylılara ait. Bu daha sonraki direnişlere bir model olan ilk zaferlerimizden biriydi. “Bugün Yuvarlakçay’ın suyuna bakıp mutluluk duyuyorum, iyi ki HES’e geçit vermemişiz” diyen Berna Babaoğlu Ulutaş’ın mücadelesinin daha eskilere yeşil/ekoloji hareketinin ilk deneyimlerinden biri olan İztuzu’nun ve Caretta Caretta’ların korunması mücadelesine kadar gittiğini görüyoruz. Bugün de mücadelesini yoğun olarak sürdüren Berna hanıma standart sorularımıza ek olarak, Yuvarlakçay direnişi, MUÇEV ve hukuk mücadelesinin bugün bir anlamı kalıp kalmadığını sorduk.

Yeşil / Ekoloji hareketinin tarihsel birikimi hakkındaki görüşlerinizi merak ediyoruz? Böyle bir birikimden söz edebilir miyiz? Eğer yanıtınız evet ise bugüne kadar genel bir değerlendirme yapmanız mümkün mü?

Ülkemiz açısından bir değerlendirme yaparsam Bergama’da Altın Madenciliğine ve Yatağan’da Termik Santralin zararlarına karşı başlatılan eylemliliğin mihenk taşları olduğunu söyleyebilirim. Doğa karşıtı kentleşmeye karşı şehirlerde yapılanlar, ormanlık alanları, nehirleri, dereleri, tarım alanlarını hidroelektrik santrallerinden korumak için Karadeniz’de, Ege’de, Doğu’da yürütülen çalışmalar, batıdan doğuya-kuzeyden güneye termik santrallere karşı yürütülen mücadeleler, taş ocakları-maden ocaklarına karşı neredeyse ülkenin her yerinde yaygın yürütülen çalışmalar, kimyasal endüstri tesislerine ve organize sanayi bölgelerinin doğaya verdiği/vereceği zararlara karşı yürütülen çalışmalar, nükleer güç santralleriyle ve nükleer atıklarla mücadele, geleneksel tarımı ve hayvancılığı koruma çalışmaları, son on yılda rüzgar enerjisi santrallerinin zararlarına karşı yürütülen çalışmalar, kırsalda mera ve yaylara yapılaşmanın önlenmesi çalışmaları ilk aklıma gelenler. Tüm bu çalışmalar kurulan dernekler, platformlar, tüzel kişiliği olmayan topluluklar, birlikler aracılığıyla yürütüldü/yürütülüyor. Hukuksal ve bilimsel temeller üzerinde kurulan bu örgütlülükler ile pek çok yerde doğaya zarar verebilecek projelerin önüne geçildi. Yeşil/Ekoloji hareketleri, karşılarındaki doğayı sermaye gören muktedir anlayışın karşısında daha güçlü olabilmek için yerel oluşumları hep bir araya getirmeye ortaklaşmaya çalıştı hala da bu uğraş devam ediyor. Dayanışma, bilgi paylaşımı, hukuksal ve bilimsel imkanların ortaklaşması üzerinde çokça düşünüyor ve olanaklarımızı birleştirmek için yollar arıyoruz.

Koronovirüs salgını ekoloji hareketinin dönüşümü ve gelişimi bakımından olumlu ya da olumsuz bir rol oynamakta mıdır/ oynar mı? Salgının hareketin güçlenmesi için yeni olanaklar doğurdu ise bunlar nelerdir? İçinde bulunduğumuz koşulların avantaj ve dezavantajları nelerdir?

Koronavirüs salgınının ekoloji hareketlerine doğaya yapılan saldırının karşılıksız kalmayacağı yönünde güçlü bir delil oluşturdu. Aynı zamanda fiili olarak bir araya gelmenin güçlükleri ve tehlikesi nedeniyle kitlesel eylemlerimizi engelledi. Doğayı meta olarak gören anlayışa ekoloji hareketlerinin eylemlerini engellemek için gerekçe yarattı. Bugün pek çok bilimsel çalışmada; hava kirliği ile, küresel ısınma ile Covid-19 Pandemisinin ölümcül etkilerinin tetiklendiğine dair bulgular kamuoyu ile paylaşılmaktadır. Covid-19 Pandemisinin olumlu ve olumsuz etkilerini iç içe yaşıyoruz. Ekoloji hareketleri bu süreçte çevrimiçi yöntemleri etkili kullanarak birbirleriyle iletişimi güçlendirdi. Pandemi devam ediyor, etkileri görmeye devam edeceğiz.

Küresel ekolojik kriz Türkiye’ye ne şekilde yansımakta? Bugün ülkenin en önemli ekoloji sorunları -öncelik sıralamasına göre- nelerdir?

Küresel ekolojik kriz deyince küresel ısınmadan etkilendiğimizi ilk başta söylemek gerek, tarım ve hayvancılığın endüstriyelleşmesi ile yeraltı ve yerüstü sularımzın tükenmesi ve kirlenmesi, içme suyunun çok hızla azalması, sınır tanımayan hava kirliliği, tarım topraklarındaki kimyasal kirlilik en önemli sorunumuz.

Ekoloji hareketinin bundan sonra nasıl bir yönelimi olacaktır/olmalıdır? Ne yapmalıyız? Ne yapmamalıyız?

Ekoloji hareketi dernek, platform, birlik, meslek odaları, topluluklar, inisiyatifler gibi yurttaşlarımızın yaşam alanlarını korumak, sağlıklı bir çevrede yaşamak, ekosistemleri mümkün olduğunca korumak için kurduğu çok çeşitli yapıların arasındaki dayanışmayı, bilgi ve deneyim paylaşımını, çoğulcu anlayışla gönüllülük temelinde oluşturulan karar organlarına sahip temel ilkeler üzerinde mutabık olunan bağlayıcı olmayan birleşmelerle arttırmalıyız.

Yuvarlakçay direnişinde aktif olarak bulundunuz, dava açtınız, sözcülük yaptınız. HESlere karşı verilen mücadelede az sayıda başarılardan biri Yuvarlakçaylılara ait. Sizce direnişin başarılı olmasını sağlayan faktörler nelerdir?

Yuvarlakçay’ı Koruma Platformu, HES Projesinden etkilenecek tüm yerleşim alanlarından (Pınarköy, Beyobası, Köyceğiz, Ortaca, Dalyan) yurttaşlardan ve sivil toplum kuruluşlarından meydana geldi. Pınarköy ve Beyobası’nda yaşayanların kararlılıkla başlattığı su ve ağaç nöbeti HESin yapılmasını engelledi. Nöbet alanında ve HES projesinin durdurulması için yürütülen diğer eylemlerde kararların geniş tabanlı alınması, platformun şeffaf olması, bilimsel dayanaklarıyla HES’in zararlarını anlatabilmesi, katılımın çokluğunu ve devamlılığını sağladı. Yaptığımız eylemler, Yuvarlakçay’ı koruma arzumuz toplumda karşılık buldu. 12 Aralık 2009’tan Kasım 2010’a kadar nöbetimiz devam etti. Tüm bunlar başarıyı getirdi. Bugün Yuvarlakçay’ın suyuna bakıp mutluluk duyuyorum, iyi ki HES’e geçit vermemişiz.

Muğla Çevre Platformu (MUÇEP)’ten farklı olan bir Muğla Çevre Vakfı (MUÇEV) yapılanması var. MUÇEV nedir? Muğla Valiliği tarafından kurulan sahilleri yöneten bir şirket olduğu, ihale kanununa tabi olmadığı için iskelelerin yönetimini diledikleri kuruma verdikleri söyleniyor. Bunlar doğru mu? MUÇEP bu konuda neler yapıyor. Türkiye’de ekolojistlerin dikkate alması gereken benzer yapılanmalar var mı?

MUÇEV TURİZM TİCARET LTD.ŞTİ bir vakıf değildir, ticaret şirketidir. Ortakları %50 şer hisseyle Muğla Valiliği’nin Muğla’ya Hizmet Vakfı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Türkiye Çevre Vakfı’dır. Böyle bir şirketin varlığını 2014 yılında, Başbakanlığın bu şirkete Muğla ilinde Özel Çevre Koruma Bölgesi alanlarında kalan plajların ve iskelelerin işletilmesine verdiği olur ile öğrendik. Ortaca Belediyesi, İztuzu plajlarının işletmecisi olarak, bu idari işlemlere dava açarak iptalini sağladı bu iptallerden önce Çevre Bakanlığı halkın yoğun tepkisi nedeniyle MUÇEV Turizm Ticaret Ltd.Şti ile olan anlaşmasını fesh ederek, İztuzu plajlarının ve iskelelerinin işletilmesini Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’ne bıraktı.

MUÇEV TURİZM TİCARET LTD.ŞTİ. kamu şirketi olmaması nedeniyle ihale kanunlarına tabi olmadan dilediğine dilediği bedelle devletten işletme hakkını aldığı yerleri başka işletmecilere kiraya verebiliyor. Toplumun kullanmasına açık olan alanlardan elde edilen gelirler devlet bütçesine aktarılmıyor, kamu şirketleri gibi denetlenmemektedir. Toplumun ortak mallarından elde edilen gelirler topluma hizmet olarak dönmüyor, özel bir şirketin kârı ya da zararı olarak işlem görüyor. İzmir’de yaşamımı sürdürdüğüm için yıllardır aktif olarak MUÇEP ‘te faaliyetim olmadığından neler yaptıklarını bilmiyorum.

Son olarak günümüz koşullarında (2020lerde) ekoloji mücadelesinin alanlarından biri olan hukuk mücadelesinin direnişlerin başarısında hala önemli katkıları olduğunu/olabileceğini söyleyebilir miyiz?

Hukuk yollarını kullanmak ekoloji mücadelesinin başarısında önemli katkılar sunmaktadır. İdare, toplumun itirazları karşısında kendi işlemini re’sen [kendiliğinden] geri almaktan imtina ettiğinden, yargı kararlarıyla bir proje iptal edilirse sonuç alabiliyoruz. Dava süreçleriyle de toplumsallaşma sağlanıyor.

Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz? Bugüne kadar hangi yeşil/ekoloji hareketlerinin parçası oldunuz?

Avukatım, uzun yıllar Dalyan Turizm Kültür ve Çevre Koruma Derneği’nin başkanlığını yaptım, çoğunlukla İztuzu’nun ve Caretta Caretta’ların korunması faaliyet alanımızdı. Bu süreçte, İztuzu’na kadar ulaşan Yuvarlakçay’ın kaynağının bulunduğu, Köyceğiz Pınarköy’de yaşayanlar derneğimizden yardım istediler. Böylece, 2009 yılında Yuvarlakçay HES projesinin iptali için açtığım davalar ile çevre hukuku alanında çalışmaya başladım. Yuvarlakçay’ı Koruma Platformu Sözcülüğünü yaptım. Muğla Barosu Çevre Komisyonunda çalışmalar yaptım. Yuvarlakçay sürecinde Çevre ve Ekoloji Hareketi Avukatlarına katıldım. Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu’nda 2018 yılındaki tasfiyeye kadar çalıştım. İztuzu’nun yapılaşmaya açılmaması için kurulan İztuzu Kumsalını Koruma Platformunun sözcülüğünü ve avukatlığını yaptım. Daha sonra bu platform ile İztuzu’nun özelleştirilmemesi için yapılan çalışmalara katıldım. Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) hukuk kurulunda çalıştım. Ortaca Belediyesi avukatı olarak İztuzu’nun MUÇEV’e tahsis edilmemesi için çeşitli davalarda çalıştım. 2017 yılında İzmir Baro’suna nakil oldum. İzmir Barosu Kent ve Çevre Hukuku Komisyonu üyesiyim. EGEÇEP Hukuk Kurulu üyesiyim. Türkiye Baroları Kent ve Çevre Avukatları İletişim Ağı’nın kurucularındanım. 2020-21 Dönemi için EGEÇEP Eş Sözcüsüyüm. Ülke çapında pek çok ekoloji hareketiyle iletişimimi sürdürüyorum. Daha yeşil daha adil bir dünyada yaşamak niyetindeyim.


Paylaş