Yuvarlakçay’dan Gezi’ye

1 Ağustos 2019 Blog disabled comments
[post_share]

Yazan: Berna Babaoğlu Ulutaş

Akışına, ağacına, kavurucu yaz sıcağında serinliğine hayran olduğumuz Yuvarlakçay’a HES yapılacağını öğrendiğimizdeki şaşkınlık, bizi Muğla Köyceğiz Pınarköy’de Topgözü’nden doğan Yuvarlakçay’da bir araya getirdi.

Direniş Çadırları Kuruluyor

12 Aralık 2009 da Muğla’da örgütlü çeşitli dernek ve partilerden doğaseverler Orman İşletmesi’ne HES projesi kapsamında ağaç kesimlerinin yapılmaması için dilekçeler verdik, basın açıklaması yaptık, ağaç kesimini gerçekleştirecek orman kooperatifi üyelerine yapmayın, kesmeyin dedik. HES in yapılacağı alandaki ağaçlara sarılarak kesilmelerine engel olmaya çalıştık, ama başaramadık, o hafta 900 ağacı kesmişlerdi. Akabinde Topgözü’ne gittiğimizde, önceki Topgözü ve Yuvarlakçay gitmiş, ortalık bomba atılmış gibi savaş alanına dönmüştü. Gözümüzün görebildiği her şey kesilmişti. Yollar soyulmuş ağaç gövdeleriyle doluydu. Bu bizim isyan etmemize sebep oldu. Doğal bir içgüdü diye tarif edebileceğimiz bir duyguyla direnişe geçtik. Yuvarlakçay’da yapılan bu katliama, Yuvarlakçay’dan yararlanan halkın yok sayılmasına; çevreyi, ormanı, vatandaşların menfaatlerini koruma sorumluluğu olan devlet kurumlarının böyle bir projeye, pervasızca bir bir onay vermelerine, yapılanlara kayıtsız kalmalarına karşı çıkıp; çadırlarımızı kurmaya başladık. Artık gündüz Topgözü’nde kalmaya başlamıştık. Suyumu, ağacımız, geleceğimiz işte o çadırların altında kuruluyordu.

Atamızdan babamızdan yadigar, devletin koruması altındaki 300 yıllık anıt ağaçlar bir gecede kesilmişti. Önceleri projeye karşı olduğunu belirten bazı politikacıların daha sonra çıkarları uğruna HES’in kurulması için nasıl çaba harcadığını da gördük.

Nöbetlerimiz Başlıyor

Kesilen ağaçların yasını tutarken arkasından şantiyenin kurulacağını çok iyi biliyorduk. Bu nedenle, katledilen anıt ağaçları ormancılara vermemek için Yuvarlakçaylı kadınlar Topgözü’nde 08-00-17.00 nöbete başladılar, ağaçları ormancılara vermediler. O ağaçlar bizim için, toprağa koymaya kıyamadığımız canlarımız; ormancılar için ise cenazesi kalkmış odundu. Yuvarlakçay’da suyun gözünde, kadınlı-erkekli ortaklaşa bir yaşam kurduk. Kimi işine buradan gitti geldi gece nöbeti tuttu, kimi tüm gün Topgözü’nde kalıp gece evine döndü. Yaşlı teyzeler yemekleri pişirdi, aynı tabaktan yedik, gençler suyu taşıdı çayı pişirdi dağıttı. Kimi mıntıka temizliği yaptı, kimi çocuklara ödevlerini yaptırdı, kimi resim sergisi açtı, kimi şiirleriyle kimi hikâyeleriyle kimi türküleriyle bizi eyledi. Kimi karmaşık projeleri bize açıkladı, kimi ağaçlarımızı inceledi, kimi bölgedeki endemik bitkilerimizi hayvanlarımızı listeledi. Kimi dilekçelerimizi yazdı, kimi konser verdi, kimi tiyatro yaptı. Kampa gelen kimse eli boş gelmedi, kilerimiz doldu taştı. Güneş enerjisiyle kampın bir kısmını aydınlattık, düğünlerimiz, cenazelerimiz oldu, yeni doğanlarımız, askere uğurladıklarımız, iftarlarımız. Sebze bahçemiz, yeni ağaçlarımız tavuklarımız. 21 Aralık 2009’dan 14 Kasım 2010’a kadar bu nöbet sürdü.

Ağaçlarla Öğreniyoruz

Hemen hemen her gün HES projesine karşı bir etkinlik düzenlendi: protesto yürüyüşleri, bilgilendirme toplantıları, Yuvarlakçay’ı tanıma gezileri, flora ve faunaya yönelik araştırma yürüyüşleri, kesilen anıt ağaçların tespitleri, piknikler, konserler, tiyatrolar, basın açıklamaları, destek ziyaretleri.

Diğer taraftan, yöre halkınca kurulan Yuvarlakçay’ı Koruma Platformu hukuk sürecini başlattı ve projeye onay veren tüm kurumlara köylüler adına 14 dava açtı, 4 suç duyurusunda bulundu. 2010 yılının Nisan ayı başında, açtığımız davalardan ikisinde yürütmeyi durdurma kararı verildi ve hepimiz biraz rahatladık. Son olarak da 2010 yılı Nisan ayının sonunda proje sahibi Akfen Holding projeyi yapmaktan vazgeçtiğini açıkladı. 2013 yılına geldiğimizde açılan idari davaların çoğunda verilen dava konusu idari işlemlerin iptal kararları Danıştay tarafından onandı, bazıları onamalardan sonra kesinleşti, bazıları idarenin karar düzeltme başvuruları nedeniyle hala Danıştay’da.

Davalardan önce ve dava sürecinde ağaçlar kesim için işaretlenene kadar köylüye hiçbir şey söylenmediğini anladık, elimize geçen bilgiler sorumlu kurumların görevlerini layıkıyla yapmadığını, koruma alanı olmasına rağmen Yuvarlakçay’ı korunmadığını, HES projesinin kabul görmesi için yanlış ve taraflı bilgiler içeren raporlara itibar edildiğini gördük. Tüm bu bilgileri, bazen adeta bir dedektif gibi sabırla değerlendirip bir araya getirerek proje hakkındaki gerçek bilgilere ulaştık.

Ekoloji Mücadelemizin Öncülleri

Yuvarlakçaylılar olarak Karadeniz’deki halkın HES karşıtı mücadelelerini örnek aldık. Karadeniz’e gidip Rize’de HES kurulan vadileri gördük, ibret aldık. Halkın, suyuna ve doğasına sahip çıkması ve bu amaçla suyun çıktığı ve regülatörün kurulacağı yere, yani Topgözü’ne, sonuç alana kadar yerleşmesi, suyun başının tutulması direnişin başarıya ulaşmasını sağladı. Eğer Yuvarlakçaylılar bu projeye karşı gelmeseler ve Topgözü’nde kamp ve çadır kurmasalar, bugün Yuvarlakçay HES’i yapılmış olurdu.

Yöre halkının kurduğu Yuvarlakçay’ı Koruma Platformu, mücadelenin önderi olarak, yerel mücadeleyi esas alarak, mücadelenin tek sesi oldu ve nihai sonuca ulaşmak için bir taraftan hukuk alanında uğraş verirken, diğer taraftan toplumsal ve siyasal alanda Yuvarlakçay sorununu gündemde tutarak yasal düzenlemelerdeki yanlışları duyurmaya ve düzeltilmesine yardımcı olmaya çalıştı. Hiyerarşik bir yapısı olmadan yaygın bir şekilde yöre halkından her kesimden katılımlarla çalışarak, mümkün olan en geniş şekilde her edindiği bilgiyi paylaştı. Bu şekilde oluşturulan birlik ve beraberlik, mücadelenin zor anlarında insanlara özgüven ve güç sağladı. Yuvarlakçay’da yaşayanlar ile Muğla’da ve ülkenin diğer yerlerindeki destekçilerin güç birliği yapması, bilgi/deneyim paylaşması HES yanlısı bürokrasiye karşı argümanlarımızı güçlendirdi.

Yerelden Küresele Örgütlenmek

Yuvarlakçay’da temel hak ve hürriyetleri kullanarak doğayı ve suyunu korumak isteyenler türlü baskıya uğradı: Gözaltına alındılar, Ormanda olduğu halde 10-15 yıldan beri gözlerine çarpmayan evlerin, işyerlerinin sahipleri hakkında “HES’e karşı çıkmayın, bu size gözdağı olsun” denilerek tutanaklar tutuldu. HES karşıtı orman köylüleri, Orman Kanunu’na muhalefetten Mahkemeye sevk edildi, yargılamaları sürüyor. HES karşıtı eylemlere katılanlar, Yuvarlakçay’da devlet memuruna görevini yaptırmamaktan, izinsiz toplantı ve gösteri yapmaktan 1136 kişi Savcılıkça soruşturuldu, süreç devam ediyor; bazılarının haklarında dava açıldı, yargılandı, beraat etti, kararlar henüz kesinleşmedi.

Tüm olumsuzluklara rağmen, birbirimizden güç alarak doğru bildiğimiz yoldan ayrılmadık. Yuvarlakçay’da yurttaşlar sivil direnişin başarılı olabildiğini gösterdi.

İletişim yollarını tıkayan, yurttaşına, yaşadığı yer hakkında planlanan projeler için “etkili söz” hakkı tanımayan, beş yılda bir oy kullanmaktan ve yargıya başvurmaktan başka idarenin işlemlerinin denetlemeye katılım imkanı bırakmayan (ombudsman aklımda) mekanizmaları zorladık. Uygulanan baraj sistemiyle barajı geçemeyen partilere ya da bağımsız adaylara oy verenlerin temsil edilmediği ve bu sayede en çok oy alan partinin sayısal üstünlüğe sahip olduğu parlamentosu ve atı alan Üsküdar’ı geçtiğinde sonuç veren idari yargı sistemiyle, yurttaşlarının kendini ifade etmesini, dinlenilmesini engelleyen bu sistemde yurttaş olmanın yollarını aradık. İşte bu sistemin içinde örgütlenip, çoğunluğun istekleri ve icraatlarıyla kuşatılmışlığı aşacak yollardan birini denedik. Bulduğumuz yol, binlerce yoldan sadece birisiydi. Yurttaşların, idareyi ve projelerini protesto etme, yapılmasını istememe, projeleri ve izin verenleri eleştirme, gerektiğinde meşru müdafaa haklarını kurmaya çalıştık. Ama bugün gelinen noktada bu anayasal haklarını kullanacak yurttaşlar ölümü, darp edilmeyi ya da zehirlenmeyi, gözaltına alınmayı ya da tutuklanmayı göze almak zorunda bırakılıyor. Yurttaşın kendisini ifade etmesine, idarenin bağladığı sonuç budur. Doğayla birlikte özgürleşmek için Yuvarlakçay nöbet çadırları, Gerze nöbet ve direniş çadırına, Perisuyu’nda nöbet bekleyenlere ve Gezi’nin ağaçları için çadırlarını kuranlara ilham vermiş olabilir. Tekel Direnişinin çadırlarından öğrendiklerimiz, elden ele bir karanfil gibi ekoloji mücadelesinin diğer bileşenlerini etkilemiş olabilir. Önemli olan, taşıdığımız bu ateşin dünyayı güzelleştirmesini sağlamak. Ağaçların ruhuyla dolaşırken, Gezi Direnişçilerini anlıyor, aynı hüznü, aynı isyanı paylaşıyoruz. Yuvarlakçay’dan Gezi Direnişine selam var:

Diren Gezi,
Diren Türkiye

Bu yazı ilk olarak Ekoloji Kolektifi Deneği'nin Kolektif Dergisi, 1 Ekim 2013 tarihli sayısında yayınlanmıştır.